İSTİNAF BAŞVURUSUNDA BULUNAN

(DAVACI) :K1

VEKİLİ :Av. K2

KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı/ ANKARA

VEKİLİ :Av. K3)

2- X1 Üniversitesi Rektörlüğü/ İSTANBUL

VEKİLİ :Av. K4

İSTEMİN ÖZETİ :Ankara 8. İdare Mahkemesi’nce davanın reddi yönünde verilen 09/05/2018 gün ve E:2016/4667, K:2018/1178 sayılı kararın; davacı vekili tarafından doçentlik unvanının 12 yıl geçtikten sonra geri alınmasının ve doktor unvanına indirilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğu, intihalle ilgili yüksek disiplin kurulunca gerekli inceleme yapıldığı, disiplin yönetmeliği hükümleri uyarınca eylemin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle işlem yapılmasına gerek olmadığı yönünde karar alındığı ve dosyanın Üniversitelerarası Kurula gönderilmesine ilişkin herhangi bir karar alınmadığı, bu konuda Yüksek Disiplin Kurulunca karar verildiği halde Üniversitelerarası Kurul tarafından tekrar karar alınmasının hükümsüz olduğu, ayrıca Üniversitelerarası Kurulun savunma almadan ceza niteliğinde karar vermesinin mümkün olmadığı, Üniversitelerarası Kurulun jüri üyelerini seçme ile usul ve esaslar çerçevesinde doçentlik sınavını yapma yetkisinden başka bir yetkisinin bulunmadığı, anılan Kurula bilgi amacıyla gönderilen Yüksek Disiplin Kurulu kararı üzerine doçentlik ünvanının geri alınmasına dair verdiği kararın açık ve ağır şekil eksiklikleri taşıdığı, intihal yapmadığı, yaptığı kabul edilse dahi 5525 sayılı disiplin affına ilişkin Yasa gereği 2002 yılında doçent olduğundan, bu tür eylemlerin bütün sonuçlarıyla affedildiği ve herhangi bir cezai işleme konu olamayacağı ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ :Davalı idareler vekillerince mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı savunularak talebin reddine karar verilmesi istenilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesince, Dairemizin 31/05/2019 gün ve E:2018/2674, K:2019/1495 sayılı kararının, Danıştay 8. Dairesinin 13/02/2020 tarih ve E:2019/8245, K:2020/817 sayılı kararı ile bozulması üzerine, bozma kararına uyularak ve 2577 sayılı Kanunun 45. maddesi uyarınca dava dosyası incelenerek işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Dava; X1 Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Mezhepleri Tarihi Anabilim Dalı’nda Profesör ünvanı ile görev yapan davacının, doçentlik sınavı başvurusunda sunduğu “X2” adlı eserinde, ABD George Washington Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. K5 tarafından yazılan “X3” başlıklı eserinden 100 sayfa ve 350 kadar dipnotu referans göstermeden aynen alarak intihal yaptığından bahisle doçentlik ünvanının geri alınması gerektiğine ilişkin Üniversitelerarası Kurulun 30.06.2014 gün ve 7249 sayılı işlemiyle bildirilen 27/06/2014 günlü toplantısında alınan karar ile bu karara dayalı olarak davacının doçentlik kadrosuna ve profesörlüğe yükseltilerek atanmasına ilişkin kararların iptal edilerek “Doktor” ünvanına indirilmesine dair X1 Üniversitesi Yönetim Kurulunun 08/07/2014 günlü ve 2014/673 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.

İdare Mahkemesince,davacının doçentlik başvurusunda sunduğu “X4” adlı eserin “X2” adlı eserden kısmi intihal yapılarak kaleme alındığının ve ana eser sahibinin konuyla ilgili Cumhuriyet Başsavcılına suç duyurusunda bulunduğunun anlaşılması karşısında, doçentlik unvanının alınması sırasında davacının iradesi ile oluşan intihal fiili neticesinde açık olarak hatalı kurulan idari işlemlerin geri alınması ve hukuk aleminden kaldırılması yolunda tesis edilen dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yönünde karar verilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesinin göndermede bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ‘Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller’ başlıklı 266. maddesinde (dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki haliyle); çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, mahkemenin, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verileceği, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı düzenlemesine yer verilmiştir.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun ‘Doçentlik sınavı’ başlıklı 24. maddesinde (dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki haliyle); “Doçentlik sınavı, Üniversitelerarası Kurulca yılda iki kere yapılır. Aşağıdaki şartları haiz adaylar, Üniversitelerarası Kurulun tespit edeceği tarihe kadar, Üniversitelerarası Kurula gerekli belge ve yayınlar ile birlikte başlıca bilim dalı ile uzmanlık ve araştırma konularını da bildirerek başvururlar. Doçentlik sınavına başvurabilmek için aşağıdaki şartlar aranır: 1) Bir lisans diploması aldıktan sonra, doktora veya tıpta uzmanlık unvanını veya Üniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine Yükseköğretim Kurulunca tespit edilen belli sanat dallarının birinde yeterlik kazanmış olmak. 2) Üniversitelerarası Kurulun her bir bilim disiplininin özelliklerini dikkate alarak belirteceği görüş çerçevesinde Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikte belirtilen şartları taşıyan özgün bilimsel yayın ve çalışmalar yapmak. 3) Yükseköğretim Kurulunun belirlediği kıstaslar çerçevesinde yapılan merkezi yabancı dil sınavında başarılı olmak. Bu sınavın, adayın bilim dalı ile ilgili olması şartı aranmaz. Bilim alanı bir yabancı dille ilgili olanlar bu sınavı başka bir yabancı dilde vermek zorundadırlar. Üniversitelerarası Kurul, adayın başvurduğu bilim veya sanat dalından beş kişilik bir jüri ve bu jüri için iki yedek üye tespit eder. İlgili bilim veya sanat dalında yeterli öğretim üyesinin bulunmaması halinde, jüri üç üye ile teşkil edilebilir. Doçentlik sınav jürisinde yer alan asıl ve yedek üyeler, adayın akademik çalışmalarının her birini değerlendirerek hazırladıkları ayrıntılı ve gerekçeli kişisel raporlarını Üniversitelerarası Kurula gönderirler. Asıl üyelerin hukuken geçerli bir mazerete dayalı olarak raporunu verememesi halinde, yedek üyelerin raporları, sırasına göre değerlendirmeye esas alınır. Değerlendirmeye esas alınan bu raporların birer örneği, eser incelemesi sonucuna ilişkin bildirim yazısı ile birlikte adaya gönderilir. Eser incelemesinde başarılı bulunan aday, doçentlik sınav jürisi tarafından, sözlü sınava tabi tutulur. Jüri üyeleri, yapılan sözlü sınavın denetlenebilirliğini sağlamak için gerekli tedbirleri alır. Sözlü sınavda başarılı olması halinde, adaya ilgili bilim dalında doçentlik unvanı verilir. Doçentlik sınavına ilişkin esas ve usuller, Üniversitelerarası Kurulun görüşü alınmak suretiyle Yükseköğretim Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmü, ‘Doçentliğe atama’ başlıklı 25. maddesinde; “Bir üniversite biriminde açık bulunan doçentlik kadrosu, rektörlükçe, isteklilerin başvurması için ilan edilir. Müracaat eden adayların durumlarını incelemek üzere rektör tarafından varsa biri ilgili birim yöneticisi, en az biri de o üniversite dışından olmak üzere üç profesör tespit edilir. Bu profesörler, adaylar hakkında ayrı ayrı mütalaalarını rektöre bildirirler. Rektör, bu mütalaalara dayanarak, üniversite yönetim kurulunun görüşünü de aldıktan sonra atamayı yapar. Doçentliğe atamada aşağıdaki şartlar aranır:(1) Doçentlik unvanını almış olmak, Üniversiteler, doçentlik kadrosuna atama için, Yükseköğretim Kurulunun onayını almak suretiyle, münhasıran bilimsel kaliteyi artırmak amacına yönelik olarak, bilim disiplinleri arasındaki farklılıkları da göz önünde bulundurarak, objektif ve denetlenebilir nitelikte ek koşullar belirleyebilirler.” hükmü, ‘Profesörlüğe yükselme ve atama’ başlıklı 26. maddesinde ise; “Profesörlüğe yükseltilerek atamada; 1) Doçentlik unvanını aldıktan sonra en az beş yıl süreyle, açık bulunan profesörlük kadrosu ile ilgili bilim alanında çalışmış olmak, 2) Doçentlik unvanını aldıktan sonra, ilgili bilim alanında özgün yayınlar veya çalışmalar yapmış olmak, gerekir. Yukarıdaki (2) numaralı bentteki yayınlardan biri, başvuru dosyasında başlıca araştırma eseri olarak belirtilir. Üniversiteler, profesörlüğe yükseltilerek atama için aranan bu asgari koşulların yanında, Yükseköğretim Kurulunun onayını almak suretiyle, münhasıran bilimsel kaliteyi artırmak amacına yönelik olarak, bilim disiplinleri arasındaki farklılıkları da göz önünde bulundurarak, objektif ve denetlenebilir nitelikte ek koşullar belirleyebilirler. Profesörlüğe yükseltilerek atama yapılabilmesi için: 1) Üniversitelerde veya yüksek teknoloji enstitülerinde atama yapılacak olan profesörlük kadroları, rektörlük tarafından ilan edilir. 2) Profesörlük kadrosuna başvuran adayların durumlarını ve bilimsel niteliklerini tespit etmek için üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü yönetim kurulunca en az üçü başka üniversitelerden veya yüksek teknoloji enstitülerinden olmak üzere ilan edilen kadronun bilim alanıyla ilgili beş profesör seçilir. Bu profesörler her aday için ayrı ayrı olmak üzere birer rapor yazarlar ve kadroya atanacak birden fazla aday varsa tercihlerini bildirirler. Üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü yönetim kurulunun bu raporları göz önünde tutarak alacağı karar üzerine, rektör atamayı yapar. Profesörlüğe yükseltilerek atanan kişi, bir başka yükseköğretim kurumunda veya bir başka bilim dalında boş bulunan profesörlük kadrosuna, ancak (a) ve (b) fıkralarında belirtilen esas ve usullere uygun olarak atanabilir.” hükmü yer almıştır.

31/01/2009 tarih ve 27127 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan Doçentlik Sınav Yönetmeliği’nin ‘Başvuru zamanı ve şartları’ başlıklı 4. maddesinde; “Doçentlik başvurusu, Nisan veya Ekim ayları içinde, Üniversitelerarası Kurulun belirleyeceği bir tarihe kadar yapılır. Üniversitelerarası Kurulca bir tarih belirlenmemesi halinde, başvurular, Nisan veya Ekim ayının onbeşinci günü başlayıp, en geç ilgili ayın son çalışma günü mesai saati bitimine kadar devam eder. Doçentlik başvurusu için; a) Bir anabilim veya bilim dalında Türkiye’de doktora, sanatta yeterlik veya tıpta uzmanlık yapılmış ya da yurt dışında yapılmış olan doktora, sanatta yeterlik veya tıpta uzmanlık öğreniminin ilgisine göre Üniversitelerarası Kurul veya Sağlık Bakanlığı tarafından bir anabilim veya bilim dalı ile ilişkilendirilerek denkliğinin kabul edilmiş olması, b) Merkezi yabancı dil sınavında başarılı olunması, c) Doktora, tıpta uzmanlık veya sanatta yeterlik unvanı iktisap edildikten sonra, doçentlik başvurusunda bulunulacak olan anabilim dalında özgün bilimsel yayın ve çalışmaların yapılmış olması, şarttır. Doçentlik unvanının iktisabı için aranan özgün bilimsel çalışmalara ilişkin asgari ölçütler, Üniversitelerarası Kurul tarafından, her bir alan göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenir ve her yıl Ocak ayında güncellenmiş olarak Yükseköğretim Kurulunun internet sitesinde yayımlanır. Bu ölçütler, en erken yayımı tarihini izleyen ikinci dönemde yapılacak olan doçentlik başvurularında dikkate alınır…Doçentlik başvuruları, Üniversitelerarası Kurula yapılır. Başvuruların eksiksiz olup olmadığı ve bu Yönetmelikte aranan şekil şartlarını taşıyıp taşımadığı kontrol edilir. Dosyasının eksiksiz olduğu ve gerekli şekil şartlarını taşıdığı tespit edilen adayın jürisi en kısa zamanda Üniversitelerarası Kurul tarafından oluşturularak, aday ile jürinin asıl ve yedek üyelerine mensubu bulundukları üniversite rektörlüğü aracılığı ile bildirilir. Bu bildirim yazısı üzerine eserler aday tarafından jüri üyelerinin her birine posta yolu ile gönderilir. Aday, eserlerin jüri üyelerine ulaştığına ilişkin belgelerinin birer örneğini Üniversitelerarası Kurula teslim eder…” hükmüne, ‘İntihal ve disipline aykırı diğer fiillerin işlendiği iddiası’ başlıklı 7. maddesinde ise; “Eser incelemesi yapan jüri üyeleri, başvuru dosyasında yer alan herhangi bir eserde intihal olduğunu tespit ederse, durum bir raporla Üniversitelerarası Kurula bildirilir. İntihal iddiası ile ilgili olarak bir karar verilinceye kadar, Üniversitelerarası Kurul doçentlik başvurusu ile ilgili herhangi bir işlem yapmaz. Üniversitelerarası Kurul, intihal iddiası hakkında gerekli işlemlerin yapılması için durumu belgeleri ile birlikte Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına gönderir ve ayrıca diğer jüri üyeleri derhal durumdan haberdar edilerek, iddia sonuçlandırılıncaya kadar rapor hazırlamamaları sağlanır. İntihal iddiası ile ilgili olarak yükseköğretim disiplin mevzuatına göre işlem yapılır. İntihal iddiasının doğru olmadığının tespiti halinde, doçentlik süreci kaldığı yerden devam eder. İntihal iddiasının doğru olduğunun tespiti halinde, aday yaptığı doçentlik başvurusunda başarısız sayılır. Adayın idarî, cezaî ve hukukî sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır. Eser incelemesi yapan jüri üyeleri, başvuru dosyasında yer alan herhangi bir eserde intihal dışında yayın ve araştırma etiğine aykırılığın varlığını tespit ederse, durumu bir raporla Üniversitelerarası Kurula bildirir. Bu iddia ile ilgili olarak bir karar verilinceye kadar, Üniversitelerarası Kurul doçentlik başvurusu ile ilgili herhangi bir işlem yapmaz. Bu durumda aday hakkında yükseköğretim disiplin mevzuatı hükümlerine göre derhal soruşturma yapılır. İddianın asılsız çıkması halinde, doçentlik süreci kaldığı yerden devam eder ve ilgili jüri üyesi hakkında şartların varlığı halinde idarî ve adli soruşturma yapılır. İddianın doğru olduğunun tespiti halinde, aday yaptığı doçentlik başvurusunda başarısız sayılır. Doçentlik sınavı için başvuru dosyasının içeriğinde adayla ilgili olarak disiplin suçu oluşturan başka bir durumun varlığı nedeniyle soruşturma başlatılmış olması halinde, durum Üniversitelerarası Kurula bildirilir. Bu soruşturma sonuçlanıncaya kadar, Üniversitelerarası Kurul doçentlik başvurusu ile ilgili herhangi bir işlem yapmaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; X1 Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Mezhepleri Tarihi Ana Bilim Dalında Profesör olarak görev yapan davacı tarafından, doçentlik başvurusunda sunduğu 2004 yılı basımı “X2” isimli eserinde, Prof. Dr. K5’nin “X3” adlı 1996 basımlı eserinden, kaynak göstermeden 100 sayfa dolayında birebir alıntı yapıldığı ve bunun açık bir intihal olduğu iddiasıyla yapılan şikayet üzerine, X1 Üniversitesi Yayın Etik Kurulu tarafından eserde yapılan inceleme neticesinde, şikayetçinin adı geçen eserinden davacının 100 sayfa kadar metni, 350 kadar dipnotu ile birlikte intihal ettiği tespit edilerek durumun YÖK ve Üniversitelerarası Kurul Başkanlığına iletildiği, YÖK Yüksek Disiplin Kurulunca gerekli incelemeler yapılarak 22.05.2014 gün ve 2014/52 sayılı kararı ile davacının “bir başkasının bilimsel eserini veya çalışmasının tümünü veya bir kısmını kaynak belirtmeden kendi eseri gibi göstermek” disiplin suçunu işlediğinin sabit olduğu, ancak bu kitabın 2004 yılında basıldığı ve ilgilinin bu eserini 2007 yılında yapmış olduğu profesörlük başvurusunda kullandığı anlaşıldığından, fiillerin işlendiği tarihler itibariyle, Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinin 19. maddesi uyarınca zamanaşımına uğradığından bahisle, davacının “Kamu Görevinden Çıkarma Cezası” ile cezalandırılması yönündeki Üniversite teklifinin anılan Yönetmeliğin 41. madesi uyarınca reddine karar verildiği, aynı eyleminden dolayı Üniversitelerarası Kurulun 27.06.2014 tarihinde aldığı karar neticesinde, davacı hakkında intihal yaptığı gerekçesiyle doçentlik ünvanının geri alınmasına karar verildiği, Üniversitelerarası Kurulun bu kararına istinaden, X1 Üniversitesi Yönetim Kurulunun 08.07.2014 tarih ve 2014/673 Sayılı Kararı ile, davacının doçentlik ünvanının iptal edilmesi sebebiyle, 28.01.2003 tarihinde doçentlik kadrosuna atanmasına ilişkin kararın iptali ile bu kararın kaldırılmasına, aynı şekilde davacının profesörlüğe yükseltilerek atanmasına ilişkin Üniversite Yönetim Kurulunun 18.09.2007 tarih ve 23 sayılı kararının iptaline karar verilerek doktor kadrosunda öğretim görevlisi olarak atanması üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Uyuşmazlıkta; Mahkemece, X1 Üniversitesi tarafından düzenlenen bilirkişi raporları ile İstanbul Anadolu Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2017/295 esasına kayıtlı dosyada açılan davada yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporundan bahisle davacının kaynak göstermeden ilgili eserden tercüme yaparak alıntı yaptığı, bu şekilde davacının bir eserin belirli bölümlerini kısmen kendisine mal ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de; yukarıda yer verilen yasal mevzuat uyarınca davacı tarafından, Prof. Dr. K5’ye ait “X2” adlı eserden intihal yapılıp yapılmadığının tespiti için ilgili alanlardan seçilecek bilirkişilerce bir inceleme yapılarak, sunulacak rapor doğrultusunda bir karar verilmesi gerekmektedir.

Bu durumda; konuya ilişkin olarak bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme sonucu verilendavanın reddine dair idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Diğer taraftan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İstinaf” başlıklı 45. maddesinin 1.fıkrasında; idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine başvurulabileceği; 3. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar vereceği, karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkünse gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı vereceği; 4. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin,ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirdeistinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vereceği, bu halde bölge idare mahkemesinin işin esası hakkında yeniden bir karar vereceği; 5. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâllerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye göndereceği, 6. fıkrasında ise, bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararları kesindir, hükümleri yer almaktadır.

Yukarıda açık metinlerine yer verilen hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, idari yargıda başvuru, inceleme ve yargılama usulüne ilişkin olarak bazı yenilikler getirilmiş, buna göre genel kural, istinaf incelemesine konu olan kararda hukukî isabet görülmediğinin istinaf mercii tarafından tespit edilmesi halinde, dosyanın kararı veren mahkemeye geri gönderilmesi yerine, uyuşmazlığın esasının bizzat çözümlenerek karara bağlanması olup, kararın kaldırılması ile birlikte dosyanın geri gönderilmesi sadece ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunun haklı bulunması, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması hâlleri ile sınırlı tutulmuştur.

Bununla birlikte; 2577 sayılı Kanun’un 45/4. maddesinin ikinci cümlesinde yer alan “bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir”hükmünde geçen “işin esası hakkında yeniden bir karar”dan anlaşılması gereken, davaya konu edilen işlemlerin esası hakkında ilk derece yargı yeri olarak hukuka uygunluk denetiminin yapılması ve bu konularda verilmiş nihaî bir kararın varlığına işaret etmekte olup,işin esası hakkında daha önce verilmiş bir karar bulunmaması halindebölge idare mahkemesince verilecek karar ile yapılanın; “işin esası hakkında yeniden bir karar vermek”değil, “işin esası hakkında ilk defa karar vermek” olduğu, dolayısıyla uyuşmazlık ile ilgili olarak işin esasına ilişkin hukuka uygunluk denetimi yapılmadığı ve hüküm kurulmadığı durumlarda, ilk derecede uyuşmazlıkla ilgili verilmiş nihaî bir karardan söz edilmesi mümkün olmayıp, istinaf aşamasında Bölge İdare Mahkemesince ilk derecede işin esası hakkında hüküm kurulmayan dava konusu işlemle ilgili olarak uyuşmazlığın esası incelenerek, hüküm kurulması halinde Kanunun öngördüğüiki aşamalı yargısal denetimingerçekleşmeyeceği açıktır.

Bu nedenle, uyuşmazlığın esasını çözme yönünde bilirkişi incelemesi yaptırılmadan verilen İdare Mahkemesi kararı hakkında istinaf incelemesi ve bu kapsamda hukuki değerlendirme yapılması olanağı bulunmadığından; iki aşamalı olması gereken yargısal denetimin,ilk aşaması olan ilk derecede yargısal denetimin gerçekleştirilmesi için, dosyanın bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra işin esası ile ilgili değerlendirme yapılarak bir karar verilmek üzere İdare Mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle; istinaf başvurusunun kabulüne, başvuruya konu mahkeme kararının kaldırılmasına; yeniden karar verilmek üzere dava dosyasının Mahkemesine gönderilmesine, Mahkemesince yeniden bir karar verileceğinden bu aşamada yargılama giderleri yönünden ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına, 2577 sayılı Yasanın 45. maddesinin 5. fıkrası gereğincekesin olmak üzere, 17/09/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Henüz Yorum Yok

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×