TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü:

Kararın düzeltilmesi istemine ilişkin dilekçede öne sürülen düzeltme nedenleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesine uygun bulunduğundan düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay Sekizinci Dairesinin 01/11/2018 tarih ve E:2018/5012, K:2018/6277 sayılı kararı kaldırılarak işin esası yeniden incelendi.

Dava, davacının Ankara Üniversitesi bilimsel araştırma projeleri koordinatörü olarak görev yaptığı dönemdeki eylem ve işlemleriyle Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği’nin 11. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde öngörülen suçu işlediğinden bahisle kamu görevinden çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Yükseköğretim Kurulu Yüksek Disiplin Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının iptali ve bu işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük hakların yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

İdare Mahkemesince, Dairemizin 04/03/2016 tarih ve E:2015/9889, K:2016/2022 sayılı bozma kararına uyulmak suretiyle; sahte olduğu ileri sürülen imzalar üzerinde soruşturma aşamasında yaptırılan imza incelemesi sonucunda düzenlenen kriminal raporda, söz konusu imzaların davacının elinden çıktığı yönünde bir tespit yapılmadığı, davacı tarafından da, bazı imzaların kendisine ait olmadığı ileri sürüldüğünden, raporda söz konusu imzaların fazlaca el hareketi ve kaligrafi özellik içermemesi nedeniyle gerek davacı, gerekse de diğer şahısların elinden çıktığı konusunda da bir kanaat belirtilemediği, dolayısıyla, sahte imza iddiası bakımından her türlü şüpheden uzak, somut ve kesin delillerin ortaya konulamadığı; yine, otomasyon sistemi üzerinde yapılan inceleme sonucunda, söz konusu alımlarla ilgili yürütülen işlemlerde davacının şifre ve bilgisayarı ile yapılan bir işlemin olduğuna yönelik bir tespit olmadığı; davacının izinli olduğu dönemde dahi işe gelmesinin, tek başına isnat edilen suçu işlediği anlamına gelmeyeceği; ilerde yapılacak imza incelemesini bertaraf etmek amacıyla kısa imzalar atttığı yönündeki iddianın ise soyut iddiadan öteye geçemediği; davacının, projelerden artan paraların, diğer projeler için kullanılacağından bahisle proje yürütücülerine söylenmemesi yönünde bilimsel araştırma projeleri birimi çalışanlarına emir verdiği hususunun davacının söz konusu suçu işlediğini göstermeyeceği, Yükseköğretim Kurumları Bütçelerinde Bilimsel Araştırma Projeleri İçin Tefrik Edilen Ödeneklerin Özel Hesaba Aktarılarak Kullanımı, Muhasebeleştirilmesi İle Özel Hesabın İşleyişine İlişkin Esas ve Usullerin “Özel hesap dönemi ve devir” başlıklı 11. maddesinin 2. fıkrasında, özel hesaba aktarılan tutarlardan herhangi bir bilimsel araştırma projesine ayrılan tutarın kullanım imkanının kalmaması halinde, söz konusu tutarların diğer bilimsel araştırma projelerinin finansmanında kullanılabileceği belirtildiğinden, söz konusu husus yönünden araştırma yapılmadığı; davacının, alım yapılan firmalarla arasının iyi olduğu ve onlardan hediyeler aldığı iddiasıyla ilgili olarak ise, anılan iddiaya yönelik olarak bilimsel araştırma projeleri biriminde görev yapan personelin, çelişkili ve doğrudan bilgi sahibi olunmayıp başkasından duyulduğu anlaşılan ifadeleri dışında herhangi bir delil bulunmadığı, davacının yaşamında önemli hukuksal sonuç doğuracak eylemlerin hiçbir kuşkuya yer verilmeyecek şekilde ortaya konulamadığı gibi, davacıya isnat edilen zimmet suçu bakımından, davacının ve yakınlarının malvarlığı üzerinde herhangi bir araştırma yapılmadığı, diğer yandan, anılan Üniversite tarafından hazırlanan inceleme raporunda, davacının izinde olduğu zamanlarda da usulsüz işlemler yapıldığı, bu işlemleri yapan personelin de suça iştirak ettiği yönünde iddialara yer verildiği halde, anılan kişilerle ilgili olarak soruşturma yapılmadığı, söz konusu hususlar araştırılmadan eksik inceleme sonucu karar verildiği; soruşturma raporunda yer alan usulsüz işlemlerle ilgili tabloda, söz konusu işlemlerin ağırlıklı olarak Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında yapıldığı görüldüğünden, davacının doğum iznine ayrıldığı 31/10/2011-17/02/2012 tarihleri arasında verilen vekalet dönemlerinde usulsüz işlemler yapılabilecekken yapılmadığı yönündeki iddianın da somut delilerle desteklenmediği, davacının kamu görevinden çıkarma cezası ile tecziyesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı; ayrıca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan söz konusu ceza soruşturmasına ilişkin bilgi ve belgelerin istenildiği, anılan Başsavcılık tarafından 07/03/2018 tarihinde gönderilen cevapta, Başsavcılıklarınca yürütülmekte olan … soruşturma sayılı dosyasında 02/01/2018 tarihinde Ayırma Kararı verilerek Başsavcılığın … soruşturma sırasına kayıt edildiği ve içinde şikayet edilen …’nın da bulunduğu ve diğer şikayet edilenler hakkında söz konusu suçun zimmet suçu olmayıp, dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik ve görevi ihmal suçlarına vücut verdiği ve söz konusu suçların soruşturma yetkisinin de 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu uyarınca ilgili üniversite veya Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’nda olduğu gerekçesiyle … karar sayı ile Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’ne görevsizlik kararı verildiği, dolayısıyla halıhazırda davacı hakkında söz konusu suçlarla ilgili olarak yürütülen bir soruşturmanın kalmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük hakların davanın açıldığı 29/08/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

Davalı idare tarafından, söz konusu Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla temyizen incelenerek bozulması istemiyle yapılan başvuru neticesinde Dairemizin 01/11/2018 tarih ve E:2018/5012, K:2018/6277 sayılı kararında; Danıştay Birinci Dairesi’nin 24/04/2018 tarih ve E:2018/573, K:2018/658 sayılı kararı üzerine, 2547 sayılı Kanunun 53-c/5 maddesi uyarınca, lüzumu muhakemeye ilişkin sürecin Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’nda devam ettiği; dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, davacının disiplin soruşturması kapsamında sübuta eren eylemlerinin, kamu hizmeti veya öğretim elemanı sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici nitelikte bulunduğu, kamu görevinden çıkarma cezasını gerektiren eylem ve haller arasında değerlendirilmesi gerektiği, eylemlerin niteliği, oluş şekli ve ağırlığı göz önüne alınmak suretiyle tesis edilen dava konusu kamu görevinden çıkarma cezasının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle Mahkeme kararı bozulmuştur.

Davacı tarafından söz konusu bozma kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. maddesi uyarınca düzeltilmesine karar verilmesi istenilmektedir.

Dava dosyasının incelenmesinden; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve K:… sayılı kararı üzerine, davaya konu olay nedeniyle Ankara Üniversitesi Rektörlüğünce oluşturulan kurul tarafından, lüzumu muhakeme kararı verilmişse de, Danıştay Birinci Dairesinin 24/04/2018 tarih ve E:2018/573, K:2018/658 sayılı kararıyla, lüzumu muhakemeye ilişkin verilen kararın bozulmasına karar verildiği; bu kez Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca verilen … tarih ve … sayılı lüzumu muhakeme kararının ise; Danıştay Birinci Dairesi’nin 15/10/2019 tarih ve E:2019/1411, K:2019/1405 sayılı kararıyla, şüphelilerle isnat edilen suçlar arasında illiyet bağı kurularak suçlarla şüphelilerin ayrıştırılması, şüphelilere atılı zimmet suçunun vasfının değiştiği göz önüne alınarak atılı suçlar nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanunu’na uygun olarak tekrar ifadelerine başvurulması, fezlekede 26 adet proje dosyası ayrı ayrı ele alınarak şüphelilere isnat edilen her bir suçun, hangi eylemleri sebebiyle bu suçta yer aldıklarının ortaya konulması, her bir şüpheliye atılı suçun belirtilmesi suretiyle şüpheliler hakkında meni muhakeme veya lüzumu muhakeme yönünde teklif getirilmesi, Yetkili Kurulca da, gerekçesi belirtilmek suretiyle şüpheliler ve suçlar ayrıştırılarak meni muhakeme veya lüzumu muhakeme yolunda karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verildiği anlaşıldığından, 2547 sayılı Kanunun 53-c/5 maddesi uyarınca, lüzumu muhakemeye ilişkin sürecin devam ettiği anlaşılmaktadır.

Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülebilmesi bakımından kişilerin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup, subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi kamu hizmetinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme sahiptirler.

Bu bakımdan disiplin soruşturmalarının yapılmasında izlenecek yöntem, ceza verilecek fiiller ve ceza vermeye yetkili makam ve kurullar mevzuatla belirlenmekte; disiplin cezası verilebilmesi için kusurlu halin tespitinden sonra belli süreler içinde ilgili hakkında tarafsız bir soruşturmacı görevlendirilerek disiplin soruşturması açılması, söz konusu soruşturmada ilgilinin lehine ve aleyhine olan tüm delillerin toplanarak soruşturma raporunun oluşturulması ve bu şekilde hangi fiili, nerede, ne zaman, nasıl, ne şekilde işlediğinin somut, hukuken kabul edilebilir ve delillerle şüpheye yer vermeyecek açıklıkta ortaya konularak yetkili disiplin amiri veya disiplin kurulu tarafından bir disiplin cezası verilmesi gerekmektedir.

Dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği’nin ‘Kamu Görevinden Çıkarma’ başlıklı 11. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde; “Kamu hizmeti veya öğretim elemanı sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak” fiili kamu görevinden çıkarma cezasını gerektiren eylemler arasında sayılmış, ‘Ceza Kovuşturması ile Disiplin Kovuşturmasının Bir Arada Yürütülmesi’ başlıklı 20. maddesinde; “Aynı olaydan dolayı yönetici, öğretim elemanı, memur veya diğer görevliler hakkında ceza muhakemesinde kovuşturmaya başlanmış olması, disiplin kovuşturmasını geciktirmez. Sanığın Ceza Kanunu’na göre mahkûm olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına engel olmaz. Disiplin soruşturması veya sonuçları, ceza soruşturmasını etkilemez.” hükmüne yer verilmiştir.

Ceza hukuku ile disiplin hukuku arasında amaç, kapsam, usul ve sonuçları bakımından farklılıklar vardır. Ceza yargılamasında suçun niteliği ve delillerin takdirinde uygulanan ilke ve kurallar ile disiplin hukuku açısından uygulanan ilke ve kurallar birbirinden farklı olduğundan, idarenin ilgili hakkında disiplin cezası vermemesi, ceza mahkemelerince ceza verilmesine hukuki engel oluşturmayacağı gibi, aynı şekilde ceza yargılaması sonucu verilen karar, disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmeyecektir. Aksi uygulama, disiplin hukukunun amacı ve kendine özgü kurallarıyla bağdaşmamaktadır.

Öte yandan; idari yargı mercilerince, ceza mahkemesi kararından bağımsız olarak dava dosyasındaki disiplin soruşturmasına ilişkin bilgi, belgeler ve tanık ifadeleri çerçevesinde davacının isnat edilen eylemleri işleyip işlemediği ve bu eylemlerin disiplin suçu oluşturup oluşturmadığı hakkında inceleme yapılarak karar verilmesi esas olup, maddi olayın açıklığa kavuşturulması için resen araştırma yetkisi kapsamında ceza yargılaması sırasında alınan sanık ve tanık ifadeleri, bilirkişi raporları gibi maddi delillerin ve yargılama sonucunda verilen ceza mahkemesi kararının ve bu karardaki tespitlerin kullanılması da mümkündür.

Ayrıca; ceza kanunundaki bir suç tipinin aynıyla disiplin hukukuna aktarıldığı durumlarda bu suçlar bakımından suçun unsurları her iki ceza sisteminde de aynı olduğundan ceza yargılamasında verilen hükmün disiplin hukukunu da doğrudan etkileyeceği açıktır.

Diğer taraftan, hukukumuzda hangi fiillerin yüz kızartıcı ve utanç verici eylem kapsamında yer aldığına ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, kamu hizmeti veya öğretim elemanı sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerin tümünün önceden öngörülmesinin ve tespitinin olanaksız olduğu, söz konusu hareketlerin tek tek ortaya konulmasının mümkün olmadığı hususları dikkate alındığında, ceza kovuşturması neticesinde verilecek kararın disiplin hukuku açısından kişilere yöneltilen suçlamanın yüz kızartıcı ve utanç verici bir suç olup olmadığının tespiti için disiplin makamlarına ve idari yargı mercilerine karine teşkil edeceği de kuşkusuzdur.

Bu durumda, Mahkemesince konuya ilişkin lüzumu muhakeme sürecinin de devam ettiği dikkate alınarak, davacının bilimsel araştırma projeleri koordinatörü olarak görev ve sorumluluğunun bulunduğu bilimsel araştırma projelerinde yapılan usulsüzlüklere ilişkin tesis edilen disiplin cezasına dayanak fiilleri için yapılacak yeniden değerlendirme sonucunda karar verilmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, … İdare Mahkemesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine, 28/01/2021 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

(X)- Kararın düzeltilmesi istemine ilişkin dilekçede öne sürülen düzeltme nedenleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesine uygun bulunmadığından, düzeltme isteminin reddedilmesi gerektiği oyu ile aksi yönde oluşan çoğunluk kararına katılmıyorum.

Henüz Yorum Yok

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×