Ukrayna Donetsk Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliğinden  2012 Yılında mezun olan Davacı müvekkil mezuniyeti akabinde Denklik almak maksadıyla Davalı Yükseköğretim Kurulu’na başvurmuş , Başvurudan yaklaşık 1 sene sonra 25.06.2013 tarihli yazı ile Yükseköğretim Yürütme Kurulunun 12.06.2013 tarihli kararı gereği müvekkil hakkında STS kararı çıktığı ve sınavı geçmesi halinde denklik belgesi düzenleneceği bildirilmiştir. Bu hukuka aykırı işlemin iptali için dava açılmış ve Ankara 15. İdare Mahkemesinin 2015/3512 E.2015/2676 K. Sayılı kararı ile işlem iptal edilmiştir. Bunun üzerine Yükseköğretim Yürütme Kurulunun 01.02.2017 tarihli kararı ile Bilgisayar Mühendisliği alanında denklik belgesi düzenlenmiştir.

İdarenin hukuka aykırı işlem ve süreci yüzünden, müvekkilin denkliğini 5 sene gibi uzun bir süre geç almış olması lise mezunu sayılmasına, askerlik hususlarında sorunlar çıkmasına, maddi-manevi ve sosyal-ekonomik hayatında problemler yaşanmasına yol açtığından, bu hususlarda yaşanan elem ve ızdırabın giderilmesi amacıyla Ankara 13. İdare Mahkemesi 2018/2342 E. Sayısı ile dava açılmıştır.

Açılan Davada YÖK Ankara 13. İdare Mahkemesinin 2018/2342 E. Ve 2020/1947K. Sayısı ile tazminata mahkum etmiştir. Karar metni aşağıda sunulmuş olup pdfi de ektedir.

DAVACI :
VEKİLİ : AV. ABDULLAH ENES BALTACI
UETS[16951-59355-63897]

DAVALI : YÜKSEKÖĞRETİM KURULU BAŞKANLIĞI/ANKARA
VEKİLİ : AV. FUNDA DİLSİZOĞLU -Aynı Adreste

DAVANIN ÖZETİ : Ukrayna Donetsk Teknik Üniversitesi’nden 2012 yılında mezun olan davacı tarafından, mezun olmasından sonra yapmış olduğu denklik başvurusunun 2017 yılında sonuçlanması sebebiyle uğranıldığı ileri sürülen zararın giderilmesi için yapmış olduğu başvurunun reddine yönelik 11.8.2017 tarih ve 55554 sayılı işlemin iptaline ve idari hizmetin geç ve kötü işlemesinden kaynaklı doğan 1.000,00-TL maddi ve 15.000,00-TL manevi zararın yasal faiziyle tazminine karar verilmesi istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ : Davacının denklik işlemlerine karşı açmış olduğu davada iptal kararı verilmesi üzerine yeniden değerlendirme sonucunda denkliğini kabul edildiği, maddi ve manevi tazminat şartlarının gerçekleşmediği ileri sürülerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Ankara 13. İdare Mahkemesi Hakimliği’nce dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında, “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” kuralı yer almıştır.
Kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağanüstü zararların idarece tazmini; Anayasanın 125. maddesi gereği ve Türkiye Cumhuriyetinin “sosyal hukuk devleti” niteliğinin doğal bir sonucudur. İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Kamu kurum ve kuruluşları mevzuatla uhdelerine tevdi kılınan kamu hizmetlerini gereği gibi yapmakla yükümlüdürler. İdarelerin bu yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemesi suretiyle hizmetin kötü veya geç işlemesi yahut hiç işlememesi sonucunda bir zararın meydana gelmesi durumunda idarenin hizmet kusuru ilkesi gereğince bu zararı tazmin yükümlülüğü bulunmaktadır.
İdarelerin bir zararı ödemekle yükümlü tutulabilmesi zararın varlığına, bu zararın idareye atfı kabil ve isnadının mümkün olabilmesine ve zararla idari işlem veya eylem arasında illiyet bağı bulunması şartlarının bir arada gerçekleşmesine bağlıdır.
Hizmet kusuru, idarenin kuruluşunda, düzenlenmesinde ve işleyişinde ortaya çıkan eksiklik, aksaklık veya bozukluktur. Hizmet kusuru, hizmetin geç gelmesi, hizmetin kötü işlemesi ve hizmetin hiç işlememesi şeklinde tezahür eder. Yerleşik Danıştay içtihatlarına göre, hizmet kusuru sebebiyle idare aleyhine tazminata hükmolunabilmesi için, idarenin ifaya mecbur olduğu hizmetin, idarece yapılmaması, geç yapılması veya kusurlu ifası gereklidir. Hizmet kusuruna dayanarak idarenin işleyişinden doğan zararların karşılanabilmesi için idarenin kusurlu olduğunun kanıtlanması gerekir.
Anayasa’nın 125.maddesinde de belirtildiği üzere, idare kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Bunun yanında, idarenin faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararları da nedensellik bağı aramadan tazmin etmesi gerekmektedir.
Manevî zarar ise; idarenin bir eylem veya işlemi ile bir kimsenin kişi olarak haiz olduğu ve hukukça korunan hayat, vücut bütünlüğü, sağlık, hürriyet, isim, şeref, haysiyet, cinsel ve ruhsal bütünlük gibi kişilik değerlerine yapılan saldırılar sonucu kişinin bu saldırıdan dolayı duyduğu bedenî ve/veya ruhsal acı ve üzüntü olarak tanımlanmakta; manevî tazminatla kişinin bu acı ve üzüntüsünün kısmen de olsa tatmin edilmesi amaçlanmaktadır.
Manevi tazminat kişilerin malvarlığında meydana gelen bir eksilmeyi veya kazanılması kesin olan bir gelirden mahrum kalmayı karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Başka türlü tazmin yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, Ukrayna Donetsk Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden 2012 yılında mezun olan davacının denklik verilmesine yönelik talebine karşı 12.6.2013 tarihli Yürütme Kurulu kararıyla seviye tespit sınavının ikinci aşamasından başarılı olması halinde denklik verileceği kararının verildiği, bu karara karşı davacı tarafından Ankara 15. İdare Mahkemesi’nin 2013/1337 esasına kayden açılan davada K:2014/258 sayılı kararla davanın reddine karar verildiği, bu karara karşı davacı tarafından yapılan temyiz sonucunda Danıştay 8. Dairesi’nin E:2014/6860-K:2017/10775 sayılı kararıyla bozulmasına karar verilmesi üzerine Ankara 15. İdare Mahkemesi’nin E:2015/3512-K:2015/2676 sayılı kararıyla işlemin iptaline karar verildiği ve kararın kesinleştiği, bunun üzerine 1.2.2017 tarihli Yürütme Kurulu kararıyla davacının diplomasına denklik belgesi düzenlenmesine karar verildiği, denklik verilmesi işleminin geç yapılmasından davacının uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle yapılan başvurunun reddedilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkememiz Hakimliği’nin 14.11.2019 tarihli ara kararı ile davacıdan alep ettiği maddi zarar kalemlerinin neler olduğunun sorulması üzerine verilen cevap ve eklerinin incelenmesinden, 2012 ila 2015 yıllarına ait çalışmasına yönelik hizmet dökümü sunulduğu, 2012 ila 2017 yıllarına yönelik emsal mühendis maaşları esas alınarak hesaplama yapılması talebinde bulunulduğu anlaşılmaktadır.
İdarenin tazminle yükümlü tutulması için ancak kesin olarak ortaya çıkmış ve belirgin hale gelmiş bir maddi zararın varlığı şart olduğundan, idare yönünden tazmin borcunun doğabilmesi için, sadece ‘muhtemel zarar’ yeterli olmayıp, bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış, miktar olarak belirgin, yani gerçek zarar olması gerekir. Bu noktadan hareketle maddi zarar kişilerin mal varlığında, iradeleri dışında ortaya çıkan kayıp ve eksilmeyi ifade edeceğinden, olayda davacının gerçek zararı miktar olarak ortaya çıkmış, davanın açıldığı ve görüldüğü aşamada zararın oluşmuş olması zorunludur. Dosyamızda ise davacının 2012 ila 2017 yılları arasında mühendis olarak çalışmış kabul edilip zararın ortaya konulması istenilse de söz konusu durumun muhtemel bir durum olduğu, yani bu süre zarfında davacının mühendis olarak çalışıp çalışmayacağının belli olmadığı, dolayısıyla ortada muhtemel zararın varlığı söz konusu olduğundan davacının maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği açıktır.
Öte yandan, denklik işlemine karşı açılan davada davacı lehine karar verilmesi ve işlemin iptal edilmesi sonucuna bağlı olarak davacıya uzun süre sonra denklik belgesi verilmesi ve bu süre zarfında davacının manevi yönden etkilenmesi açık olduğundan 15.000,00-TL manevi tazminat isteminin 5.000,00-TL yönünden kabulüne ve bu miktarın idareye başvuru tarihinden(27.4.2017) itibaren işleyecek yasal faizi ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle; dava konusu işlemin maddi tazminat talebine yönelik kısmının reddine, manevi tazminat talebine yönelik kısmının iptaline, davanın maddi tazminat talebine yönelik kısmının reddine, davanın manevi tazminat talebinin 5.000,00-TL’sinin kabulüne, idareye başvuru tarihinden(27.4.2017) itibaren işleyecek yasal faizi ile davacıya ödenmesine manevi tazminat talebinin diğer kısmının reddine, dava kısmen kabul ile sonuçlandığından aşağıda dökümü yapılan 265,90- TL yargılama giderinden 165,90-TL’sinin ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.700,00-TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, diğer yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, dava kısmen ret ile sonuçlandığından karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.700,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, dava açılırken alınan 273,24-TL karar harcından nispi harç olan 31,40-TL nispi harç düşürüldükten sonra geriye kalan 241,84-TL harcın istemi halinde, artan posta giderinin kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne istinaf yolu açık olmak üzere, 27.10.2020 tarihinde karar verildi.

HAKİM
SEFA SAVAŞ KAN
195113

Karar

Henüz Yorum Yok

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

×