TMK’da tedbir nafaakası başlığıyla düzenlenen bir nafaka türü bulunmamakla tedbir nafakası, öğreti ve uygulamada bu isimle kullanılarak istikrar kazanmış ve terim halini almıştır. Türk Medeni Kanunu’muzun 169, 196 ve 197. Maddelerinde düzenlenen nafakalar ise tedbir nafakası olarak uygulama alanı bulmaktadır. 169. Madde geçici tedbir nafakasını yani boşanma davasının açılmasına bağlı olarak  eş ve çocuğun geçimi için geçici önlem niteliğindeki nafaka türünü düzenlemiştir.

Yürürlükte bulunan yasamıza göre tedbir nafakası bakımından yükümlülük olarak herhangi bir ayrım yapılmamıştır. Yani eski kanunda benimsenen kocanın aile reisi olarak görülmesi yaklaşımından sıyrılarak hem kadın hem erkek için hakim gerekli görmesi halinde taraflar talep etmese dahi hakimin tedbir nafakasına hükmetmeye re’sen taktir yetkisi bulunmaktadır.  Ancak Yargıtay 2.HD 7.6.2004 günlü 6597/7035 sayılı kararında koca çalışabilecek durumdaysa, çalışmasına engel fiziksel bir hastalığı yoksa yararına tedbir nafakası verilemez denilmiştir.

Yürürlükteki Medeni Kanunumuza göre eşler birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılırlar. Yargıtay 2. HD’nin 24.10.2005 tarihli 12100 esas/14640 karar sayılı hükmüne göre kadının çalıştığı, düzenli ve yeterli gelirinin bulunduğu gelirinin eşinin gelirine yakın olduğu hallerde kadın için tedbir nafakasına hükmedilmeyeceği belirtilmişse de Yargıtayın bu kararın aksi yönde kararları da mevcuttur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise  11.05.2005 günlü 2005/2-305 esas, 2005/338 karar sayılı hükmünde yürürlükteki Medeni Kanunumuzda; eşlerin evlilik birliğinin giderlerine katılma konusunda eşitlik ilkesinin öngörüldüğünü anımsatarak: “Tarafların evlilik birliğinin giderlerine güçleri oranında katılması gerektiğine, davacı kadın ile oturan müşterek çocuk için tedbir nafakası hükmedilmiş olmasına ve davacının düzenli geliri bulunmasına göre davacı lehine tedbir nafakası hükmedilmesi yasanın açık hükmüne aykırılık teşkil eder” denilmektedir.

Bir diğer konu ise tedbir nafakasının miktarının tayinidir. Bu konu da hâkimin takdir yetkisi içindedir. Tedbir nafakasının miktarı tarafların evlilikleri devam ettiği için, nafaka yükümlüsünün geliri ile orantılı olmak kaydıyla, evlilik içinde birlikte yaşadıkları zamandaki, yaşam düzeyini sürdürecek oranda olmalıdır. Bu bakımdan tedbir nafakası yoksulluk nafakasında hükmedilecek nafaka miktarından farklılık göstermektedir. Bunun için tedbir nakası için ayrı olarak dava açılabilecektir. Ayrıca TMK 200. maddesi gereğince tarafların mali durumlarındaki değişimlere bağlı olarak yine kanunun genel mantığına ve hukukun misyonuna uygun olarak hakkaniyet gereği bu miktar değitirilebilecek veya tamamen ortadan kaldırılabilecektir.

Boşanma veya ayrılık davalarında tedbir nafakası verilirken kusur durumu göz önünde tutulmamalıdır. Yani tedbir nafakası isteyen tam kusurlu olsa bile lehine tedbir nafakasına hükmedilebileceği yönünde  Yargıtay’ın kararları mevcuttur.[1] Aksi yönde kararlar mevcutsa da aşağıda anılan karar daha güncel niteliktedir. Yargıtay bu kararında kanunun bu nafaka türünü düzenleyiş mantığıyla da paralel düşen bir şeklide şöyle gerekçelendirmiştir:

“tedbir nafakası takdirine ilişkin kararın, davanın açıldığı tarih itibariyle tarafların ekonomik sosyal durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarının dosyaya gelişini takiben hemen verilmesi gerekir. Bu aşamada tarafların kusur durumu belirlenmediğine göre verilecek kararda kusur bir ölçüt olarak alınamayacağı gibi, sonuçta nihai karar verilirken kusur durumunun belirlenmiş olması da tedbir nafakasının kaldırılmasını ya da ödenenlerin geri alınmasını gerektirmez. Zira tarafların “kusur durumu” hiçbir şekilde tedbir nafakasının takdirine etkili unsur değildir.” 

Kusurun kanun tarafından nafakanın kararlaştırılmasında değerlendirilmesi gereken bir kriter olarak belirlenmemesinin yanında Yargıtay’ın sadakat kuralına karşı duyarlılığı da ortadadır.[2] Genel olarak tüm davalarda “her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilir ilkesi” uygulanırken Yargıtay’ımız dava dilekçesinde somut olaylar içinde bildirilmeyen ve boşanma davası devam ederken ve hatta bazen Yargıtay aşamasında bildirilen sadakat kuralına aykırı eylemin görülmekte olan davada değerlendirilmesi gerektiği kanısındadır.

 _______________________________________

[1] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2.11.2011 günlü 2011/2-533 esas, 2011/670 karar sayılı kararı

[2] Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 07.04.2005 günlü, 3611-5595 esas ve karar sayılı kararı

#

Henüz Yorum Yok

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

×